bir hikaye yazmakla başladı hikayemiz
sayfalardan taşacak kadar yaşamamıştık hayatı
yüzümüzde günün sıkkınlığı
umudumuz
hani geceleri yastık yapıp başımızı koyduğumuz
bir kadın sevdik uzakta bir yerde
sadece bir kereliğine görebilirdik ancak yüzünü
uzaktaydı, aşık olmak yasaldı
bütün gece çağırdık yanımıza gelmedi
-uzaktaydı-
geceleri bağırmak ne korkunçtur bilemezsiniz
-yalnız değilseniz bilemezsiniz-
bir üzerinden geçerken yıkılan bir köprüydü hayat
ne kadar küfür biliyorsak o kadar sövüyorduk
içimizdeki ses konuşuyordu; yaşamalıyız, ölmemeliyiz, daha çekilecek acılar var, bir şey ummuyoruz hayattan. anlayın bizi...anlamayın bizi, görmeyin ve sırt çevirin. öyle acayip bakmayın. ölüp gideceğiz işte. sizin gibiyiz aslında. aslında bir yandan da sizden çok farklıyız. biz size anlatamadığımız için farklıyız. siz konuşmaya ne kadar heveslisiniz öyle. dikkat edin bir şey kalmayabilir size...evet biz benciliz. öyle ya benciliz. herşeyi kendimize saklıyoruz. biz kendimize verdiğimizden değerden ötürü kimseye açılmıyoruz. ancak alabildiğine geniş bir arazide gündüz vakti bağırabiliriz ama duyamazsınız siz. etrafımızı gözlüyoruz. dünyadaki biricik amacımız gizli kalmak. ama bunu da söyleyemiyoruz söylersek herşeyi anlatmış olmaz mıyız?
17 Şubat 2012 Cuma
5 Ocak 2012 Perşembe
3.
günler birbirini kovalıyor
yetişemiyorum
tutamıyorum zamanı
tutmak istiyor muyum bilmem
sürükleniyorum sanki
büyüyerek mi bilmem
ufalanarak mı bilmem
nereye gidiyorum?
ne yapıyorum?
söyleyin bana
ben kendimi mahvetmeden
tutun...
tutmayın beni
bırakın beni
birinin hikayesi gibi. asla bilemeyeceğim birinin hikayesi. zamanının hikayesi. hikayesinin zamanı. uçurumun aşağısını merak eden birinin hikayesi bu şiir. bu şiir onun gibi birinin hikayesi.
yetişemiyorum
tutamıyorum zamanı
tutmak istiyor muyum bilmem
sürükleniyorum sanki
büyüyerek mi bilmem
ufalanarak mı bilmem
nereye gidiyorum?
ne yapıyorum?
söyleyin bana
ben kendimi mahvetmeden
tutun...
tutmayın beni
bırakın beni
birinin hikayesi gibi. asla bilemeyeceğim birinin hikayesi. zamanının hikayesi. hikayesinin zamanı. uçurumun aşağısını merak eden birinin hikayesi bu şiir. bu şiir onun gibi birinin hikayesi.
3 Ocak 2012 Salı
2.
'iyi bir bakıma iç karartıcıdır' -Franz Kafka
![]() |
bir yaşlı bindi otobüse. aslında yaşlı sayılmazdı; orta yaşlarda bir hanım binmişti. çocuk yer verdi. bunu yaparken çok istekli görünüyordu. bir zafer kazanmış gibi gururlu bir tavır takındı. sadece iyiliğinden yapmış olabilirdi bunu. başka ihtimaller de gelmiyor değildi aklıma. örnekse otobüsün arka kısmında oturan liseli kızların ilgisini bu yolla çekebileceğini düşünmüş olabilirdi. bu benim önyargım da olabilir. bunu kabul ediyorum. sonra kadın kalktı, indi.çocuk yine oturdu. çok geçmeden başka birisi geldi. yaşlı sayılabilecek birisiydi. çocuk yine kalktı ve yer verdi. içinden çoşarak sevindiğini duyumsuyordum. kendine göre müthiş bir özveride bulunduğunu düşündüğünü hissediyordum. gözlerinden okuyabiliyordum- belki de benim kuruntumdu- sonra bu yer verme işlemi iki kez daha aynı şekilde yaşandı. en sonunda yer vermesini beklemediğim- umduğum- birisine daha yer verdi. birden onun insanlara kendini beğendirmeye çabalıyor olabileceğini düşündüm. bunu da sırf iyiliğinden yapıyor olmalıydı. bundan şüphe duymuyorum. o kadar saf görünüyordu ki! o an çocuğa-pekküçüksayılamayacakkadardabüyüktühattagençdenebilecekyaştaydıbelkiamahalaçocukgibiydi- acıdım. buna hakkım var mıydı bilmiyorum. buna gerekte yoktu herhalde. çok zavallı buluyordum çocuğu. iyiliğin altında bu kadar ezildiği için belki. belki de bu fedakarlıktan-iyilikten, yer verme- yoksun olduğumu düşünüp o da beni zavallı bulmuş olabilir. ama şunu kesinlikle söylemeliyim ki insan bu kadar iyi olmamalıydı, bu kadar saf görünmemeliydi. iyilik yaparken gülmemeliydi. hiç gülmemeliydi hatta. hayır gülmeliydi! bazılarına bazen yakışırdı gülmek. bunları sadece benim düşünüyor olabileceğimi de kabul ediyorum. o olayın üzerine yazacaklarım şimdilik bu kadar.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
