içini sıkan bir şey vardı. bu hayatla ilgili kendisi ile ilgili. bir türlü varlığını anlayamıyordu. anlamamak içinde var olmak gerekiyordu. kendisini sürekli karanlıkta duyumsuyor yalnızlığın acısını pek seviyordu. evet acı ona zevk ve haz veriyordu! insan hiç acıdan mutlu olabilir miydi? ama oluyordu işte ya da o öyle sanıyordu. acılarını bir bir istifliyor ve düzenlerine hayran kalıyordu. ne kadar acı çektiyse ya da ne kadar acı çektiğini hissederse yaşadığını da o denli şiddetle hissedecekti.
yağmur hâlâ devam ediyordu yağmaya. ama o bir zaman sonra sıkıldı yağmurun yağmasından. belki de dışarısından. sokaktan, hayattan, kendinden sıkıldı. fakat kendinden kaçamıyordu işte. kaçmak istiyor muydu? bunu bile bilmiyordu. sanki istemediği bir savaşa sürüklemişti biri onu. daha doğrusu bilmediği bir şeye, daha önceden tanımadığı bir şeye. oysa yaşamda güzel şeyler de vardı. sevgi, aşk, kadın, zafer. fakat inancını bir türlü hissedemiyordu. hep kaybetmeyi düşünüyordu. bütün mutluluklarının bozulması ihtimâlini düşünüyor ve yine kendini acıya zerk ediyordu.
ve yağmur yine yağmaya devam ediyordu. yağmur damlalarının yalnızlığını düşündü birden. hepsi kendi düşüşünün derdindeydi belki de. fakat toprağa düştükten sonra hiç vakit kaybetmeden birleşerek bir akıntı halini alıyorlar veya bir çukurun içine doluşup sabırla ve çaresizlikle buhar olmayı umuyorlardı. kimbilir? düşündükçe aklında cevapsız kalan soruların çokluğunu anlıyor ve belki de bu soruların pek önemi olmadığını düşünüyordu. yani yağmur damlaların buhar olmak veya olmamak istemesinin hayatla ilgili ne anlamı olabilirdi ki? saçmalık bunlar dedi kendi kendine. ama bir türlü de bu düşüncelerden kurtulamıyordu. zihnini büyük bir ordu ile işgâl ediyorlardı bu düşünceler.
perdeyi çekip evinin içine gireli yaklaşık yarım saat geçmişti. kendini okuduğu kitaba vermiş ve yağmurun sesini satırlar arasında eritmişti. sadece sessizlik vardı ve bir de o. sessizlik arada sırada giderdi. yağmur da giderdi. belki düşünceler bile gidebilirdi. ama o hep olacaktı. o hep var olacaktı. yokluğunda ise yokluğunu bilemeyecekti. yani sonsuza kadar yaşacaktı. onun sonsuzluğu kendi sonuydu. herkesin ki öyleydi. bütün insanların. bunları düşündü ve gülümsedi. içinde garip bir huzur hissetti. mutluluk sandı bunu. acıdan ve umuttan kaynaklanan mutluluk değildi. mutluluğun koşulsuz halidir herhalde bu diye geçirdi aklından.akşam olmuştu artık. yağmur hâlâ devam ediyordu. sadece sesini duydu, perdeyi açmadı. yarın güneşli bir gün olmasını diledi içinden. içinde bir merak uyandı; güzel günlere inanabilecek miydi gerçekten?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder